Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

18 Şubat 2011 Cuma

Biz Nerede Yaşıyoruz?

Çok değişik cümleler sarfediliyor, sürekli, değişik zamanlarda, ara ara, hiç boş bırakmıyorlar :
  • "Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir." Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker
  • ''Başörtüsüz kadın, perdesiz bir eve benzer. Perdesiz bir ev ise ya satılıktır ya kiralık.'' Necip Fazıl Kısakürek & Recep Tayyip Erdoğan
  • "Önce kadınların kendi dayanışmasını sağlamak gerekir. Bakıyorsun bir başörtülü bayan, kalkıp başı açık bayan için 'Ben senin haklarını savunacağım' diyor. 'Seni mahalle baskısından kurtarmak için her türlü mücadeleyi vereceğim' diyor. Ama öbür taraftan, başını örtmeyen hanım kardeşim, kalkıp başı örtülü olan için 'Ben de senin için bu mücadeleyi vereceğim' diyemiyor. İşte işin sırrı bu.'' Recep Tayyip Erdoğan
Nerede yaşıyoruz allahaşkına? Ne için savaş veriyoruz? Konu nerelere çekiliyor? Dekolte nedir? Sınırı nedir? Bunun tartışılması bile utanç verici, bakın istatistikler ne diyor?
  • Her 5 kadından 1'i hayatlarının bir noktasında tecavüz vaya tecavüze teşebbüs kurbanı oluyor. ABD'de bu sayı 4'e düşmektedir.
  • Dünya kadın nüfusunun %10'u hayatlarının bir noktasında tecavüze maruz kalıyor.
  • Dünya çapında tecavüz kurbanlarının %10'unu erkekler oluşturuyor.
  • Her 4 kız çocuktan biri ve her 4 erkek çocuktan biri 18 yaşına gelmeden cinsel istismar veya tecavüzle karşılaşıyor.
  • Tecavüz kurbanlarının %70'i tecavüzcüyü tanıyor.
  • Tecavüze uğrayan kadınların %54'ü bunu 18 yaşına gelmeden yaşıyor.
  • Güney Afrika'da hergün 147 kadın tecavüze uğramaktadır.
  • Fransa'da her yıl 25.000 kadın tecavüze uğramaktadır.
  • ABD'de her 90 saniyede bir 1 kadın tecavüze uğramaktadır.
  • Türkiye'de kadınların %35.6'sı bazan; %16.3'ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor.
  • Türkiye'de her 4 saatte bir tecavüz veya tecavüze yeltenme suçu işlenmektedir.
Bu sonuçlara göre erkekler de, bebekler de, çocuklar da herhalde dekolte yüzünden tecavüzcülerin hedefi oluyorlar!!!
Şimdi bu hedef şaşırtma değildir de nedir? "Örtünün! Yoksa başınıza geleceklerden siz sorumlusunuz!" diyen bir öğretim görevlisi(!) var karşımızda... Dersine girdiği onlarca beyni zehirleyecek, bu sapkın düşüncelerini aktaracak ve içlerinden bir iki tanesi bile etkilense, dekolte olarak tanımladığı her şeyi giyen bir kadına tecavüzü hak görebilecek duruma gelebilecek. Artık üniversitelerimizde bunlar öğretiliyor...
Hadi hayırlısı,

Selamlar

30 Ocak 2011 Pazar

Benim 4 tane oldu, ah 5 olsaydı, 6 olsaydı!!!

Dedi başbakan bugün Denizli'de otobüsten halka 3-5 tl.lik oyuncaklar dağıtırken... Teyze'nin sorusu "Doğalgaz gelecek mi? Biz kömür yakamıyoruz..." Başbakan'ın cevabı "Denizli büyükşehir olacak..." Cevap yetersiz ama maalesef oyuncakları almaya devam... Şimdi bu biriken kalabalık, inandığı bir konuşmayı dinlemeye mi geliyor, yoksa evindeki çocuğuna kendi maaşıyla alamadığı ancak dağıtanın bir de dalga geçer gibi "En az 3 tane doğurun" diyerek savurduğu oyuncakları almaya mı???

Basit bir hesap yaparsak, başbakanın çocuğu 4 yerine 5 olsaydı, ailecek servetleri % 25 daha artacaktı (trilyonlardan bahsediyoruz bu arada), 6 çocuğu olsaydı % 50 artacaktı... Ucuz kurtulmuşuz!!! Her çocuk, milli servetten kaybolacak trilyonları ifade ediyorsa, gerçekten ucuz kurtulmuşuz...

Dünyanın her yerinde, halk artık dayanamayacak duruma geldiğinde, birşeylerin farkına vardığında, hakkını aramaya karar verdiğinde bazı hareketlenmeler oluyor... Mısır'da bu genç nüfusta işsizliğin % 60'lara varmasıyla, dış yardımsız ülke ekonomisi dönmemeye başlamasıyla, çocukların % 29'unun yeterli besin alamamasıyla, genç nüfusun % 75'inin sadece ilkokul eğitimi alabilecek hale gelmesiyle bu hareketlenme ortaya çıktı...  

Biz neyi bekliyoruz???

Bu rakamları kendi istatistiklerimizde görmeyi mi? Az gelişmiş bir ülke olarak sıralamalarda yer almayı mı? Bir işsiz vatandaşımızın kendisini sokaklarda yakmasını mı? "Aman ağzından yel alsın, biz o durumlara düşmeyiz" diye düşünenler olduğunu biliyorum. Böyle düşünmeyin, son 15 senedir olanlara bakın, son 5 senedir nasıl da hızlanarak her tarafın tutulduğuna, nasıl köklü değişiklikler yapıldığına bakın... Bugün 3 çocuk doğuranlar, önümüzdeki 15 senenin işsiz, eğitim düzeyi düşük, muhtaç nesillerinin yaratıcıları olacaklar... Biz ise hala doğurmaya zar zor karar verebildiğimiz tek çocuğumuzu "hangi okula, nasıl göndersek" derdinde olacağız. Hala düşünüyor, hala memleketi kurtarıyor olacağız...

Düşünmeyin artık, harekete geçin!!!

Selamlar

18 Ocak 2011 Salı

Gündem Değiştirmek Bize Nelere Maloldu???

Yine ters köşeye yattık galiba, haklı bir tepki gösterildi ama gündemin baş köşesine bu olay kondurulduğu için bu arada neler olduysa arka planda kaldı ve farkına bile varamadık... Halbuki bir süredir belli ki her şey çok önceden planlanmış programlanmış, düğmeye basılınca sonuçlar patır patır ortaya çıkıyor. Maalesef sayısı o kadar fazla ki, hepsini takip etmemizin imkanı kalmadı, çok ciddi mesai harcamak lazım... Ben bir kaçını paylaşacağım, kimbilir arka planda daha ne kararlar yürürlüğe kondu.

13 Ocak'da benzine % 2,3'lük bir zam daha geldi... Geçen sene sonunda (8 Aralık 2010) litresi 4 TL.ye yaklaşan benzin için her yerde protesto yazıları yazılırken, bakın 13 Ocak'taki zam için kimse tepki verdi mi? (mutlaka verenler olmuştur ama nerede 1 ay öncesindekilerin şiddetindeki tepkiler?) Neden? Çünkü biz o sırada Türk Telekom Arena'nın açılışında -bence çok yerinde bir tepki olan- Cumhurbaşkanı ve Başbakanın protesto edilmesini tartışıyorduk hararetle. İleri demokrasi akımının olmazsa olmazı riyakarlık herhalde ki yandaşa ayrı vatandaşa ayrı işliyor...

18 Ocak'da ÖSYM'nin yeniden yapılandırılmasını öngören yasa tasarısı Meclis'teyken AKP bir de yasa teklifi sundu. Teklifte ÖSYM Başkanı'nın atamasında Bakanlar Kurulu da devreye sokuluyor. Ayrıca İmam Hatip mezunlarına polis olma yolu da açılıyor. Hayırlı olsun, bundan sonra şeriat polisleri sırada sanırım... Filmlerde "cık cık cık" nidalarıyla izlediğimiz, başımıza gelmez dediğimiz şeyler kapıda gibi... Bundan sonra yanımızda erkek olmadan sokağa çıkamazsak, şahitliğimiz sayılmazsa -kapanmayı saymıyorum zaten-, kendi profiline bakmadan bize sürekli "sen" diye hitabeden devriyelere derdimizi anlatmaya çalışmak zorunda kalırsak suçlu kim? GS taraftarları tabi ki!!! Bu protesto yakışık aldı mı almadı mı? Terbiyesizlik mi ettiler derken yasa tasarısı teklifi sunuldu bile... Kabul edilir mi edilmez mi sizce???

19 Ocak 2007’de Genel Yayın Yönetmeni olduğu Agos Gazetesi önünde vurularak katledilen Hrant Dink'in ölümünün 4’üncü yılındayız ama maalesef  Dink ailesi AİHM kararı uyarınca Muammer Güler ve Celalettin Cerrah’ın da aralarında bulunduğu 31 kişinin artık yargılanması için hala uğraşıyorlar. Bu arada Hizbullahçılar serbest ve ortadan kayboldular. Kim takip ediyor, hiçbirimiz... Neden? Çünkü protestoya katılanların tek tek kamera kaydından kontrol edilip stada alınmayacağını söyleyen Adnan Polat'ı kınamakla meşgulüz.

İçki yasağı, "Hür Adam" filmi vs. vs. olaylar çoktan unutuldu gitti, bazen Aziz Nesin'e hak vermemek elde değil diyorum. Ben % kaça giriyorum onu da bilemiyorum???

Selamlar

2 Ocak 2011 Pazar

Neler Geçti Başımızdan???

Her sene sonu geçen yılın bir sorgulaması yapılır ya, bu seneki olayları okuıyunca, bu blogu neden açma ihtiyacı duyduğumu bir kere daha hatırladım. Aslında önümüzdeki yepyeni seneyi düşününce, daha da çok yazmam gerektiğini farkettim.

Bu sene başımızdan neler geçti? Kaçını bir haftadan fazla konuştuk? Gündemin bu kadar hızlı değiştiği ülkemizde acaba kaçından aklımızda neler kaldı? Ben bu listeye baktığımda maalesef geri kalmış, gündemi bile karmakarışık bir ülke görürken, yine maalesef  ne vatandaşına faydalı olan, ne de "İyi ki bu ülkede yaşıyorum, gurur duyuyorum!" dedirtebilecek şeylere rastlayamamanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Topraklarımız üzerinde oynanan oyunlar hala devam ediyor, artarak hem de... Bir Avrupa Birliği sevdası tutturmuşuz, kendimize yetecek, hatta ihraç edecek üretimi yapabileceğimiz bu verimli topraklarımızda şimdi kendi kendimizi "uyum yasaları" adı altında kısıtlıyoruz. "Van minüt" diyerek bizi temsil eden bir başbakan var. Nereden çıktığı, nereye gittiği belli olmayan ama insanların 2 senedir hapiste olduğu bir dava sürüp gidiyor, bunun tazmini nasıl olacak? Memlekete memur alınacak, skandal üzerine skandal ama düzeltilmesi için atılmış herhangi bir somut adım yok, sonucu bekleyen binlercesi dışarıda ama yüzlerce kişi tanıdık kontenjanından görevlerine başladı bile. Şili'de 1 ayı geçkin sürede tüm maden işçileri sağ salim çıkartılırken, bizim maden işçilerimizin kaderinde var ölmek ama suç onların, bu mesleği seçmeselerdi... Tabi bir de Tekel işçileri var ki, onlara söylenecek söz yok, hak aramak ne demek? Karşı gelmek ne demek? Sesimizi fazla yükseltmeyelim, yoksa bakterili et verirler piyasaya haaa!!!

İşte böyle geçti koca bir sene, buyrun size ilk 15 olayımız :

2010 YILINA DAMGASINI VURAN OLAYLAR
1 Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği’ne giriş süreci
2 Terör olayları
3 Türkiye-İsrail krizi
4 Ergenekon Davası
5 Referandum
6 Deniz Baykal’ın şok kasedi ve istifası
7 Türban-başörtüsü tartışmaları
8 “Balyoz Darbe Planı” iddiası
9 KPSS skandalı
10 Tekel işçilerinin grevi
11 Doğal felaketler
12 Wikileaks belgeleri
13 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması
14 Maden ocağındaki patlama
15 Bakterili et skandalı

* MTM Medya Takip Merkezi'nin 2010 yılında, 2 bine yakın gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitesinde yaptığı medya takip sonuçlarından derlenmiştir.

Selamlar

26 Aralık 2010 Pazar

3. Köprü Acaba Kimlerin Cebini Dolduracak Bir Doğa Katliamıdır?

Bugün çok anlamlı bir miting vardı. Kadıköy'de buluşan çeşitli sivil toplüm örgütleri mensupları, 3. köprünün kentin ulaşım sorununa çözüm getirmeyeceğini, beraberinde betonlaşmayı ve 4. köprüyü de getireceğini belirttiler. Tabi bunun da ardında neler var, tartışmak, düşünmek lazım...
  • Köprü güzergahı Garipçe ve Poyraz mevkisinde. Bu güzergahların adı geçmeye başlandığı andan itibaren bu araziler üzerine villalar, siteler kurma hayalleri de planlı programlı hayata geçirilmeye başlandı. Bu arazilerin sahipleri çok şanslılar değil mi? Bu arada belediyenin hesabına tüm bu inşaatlar için, yaklaşık 75 milyon luk bir harç parası yatması bekleniyor...
  • Yeşiller Partisi diyor ki : “Trafik için yapılıyorsa, trafiğe çözüm olmayacağını uzmanlar söylüyor. Başka birileri için yapılıyorsa neden İstanbullulara sorulmuyor? 1. ve 2. köprü trafiğinin yükü azaltılacaksa neden Marmaray beklenmiyor? Marmaray’ın fizibilite raporunda ‘Marmaray’dan sonra üçüncü köprüye gerek olmayacağı’ yazılı. Üçüncü köprüyle yanındaki köyler birden bire şehre dönüşecek. İkinci bir İstanbul yaratılacak. Karayolu bağımlılığı daha da artacak. Elimize geçen ilk resmi belgeyle yargıya gideceğiz.” Kolay gelsin...
  • Orman Bakanlığı için hazırlanan resmî bir rapora göre 3. köprü projesi kapsamında İstanbul'da kesilen ve kesilecek toplam ağaç sayısı 2,5 milyonun üzerinde. Kesilmeyi bekleyen ağaç sayısı 1,6 milyon. Yok olacak toplam ormanlık alan 16 milyon metrekare. Belirlenen güzergah, Kuzey Boğaziçi Önemli Bitki Alanı’nın ve Önemli Kuş Alanı’nın içinden geçiyor. Ekteki linkte WWF'nin açıklamalarını bulabilirsiniz :
http://www.wwf.org.tr/page.php?ID=302
  • 3. köprünün maliyeti 6 milyar dolar. Şimdiden ödemeye başladık galiba, akaryakıta gelen zamlara bakılırsa...
Öyle ya da böyle bu köprü açılacak gibi, herkese hayırlı olsun mu denmeli, geçmiş olsun mu? Ben çoktan karar verdim kendimce ne denilmesi gerektiğine, siz ne düşünüyorsunuz?

Selamlar

25 Aralık 2010 Cumartesi

Durmak Yok, Yemeğe Devam...

Nasıl bir düzense artık bu, son olarak RTE'nin kardeşi Mustafa Erdoğan'ın yakın arkadaşı Cemil Kazancı’ya, BOTAŞ’ta yapılan 3 milyar dolarlık doğalgaz kontrat devri ihalesine girmeden, kurumdan doğalgaz kontratı devredildiği öne sürüldü. Hayrını görsünler, yetmez ama devam...

Benzer haberleri ararken, Türk Büro Sen tarafından yayınlanmış olan AKP yanlısı / tanıdık / eş,dost, akraba sıfatlı yandaşların nerelerde göreve atandıklarına dair bir rapora rastladım. Çok yeni, 10 Aralık 2010 tarihli bir rapor. Linkini vereceğim. Küçücük bir özet :

AKP döneminde, devlet hiyerarşisini hiçe sayan çalışma barışını bozan kamuda 400 bine yakın atama yapılarak siyasi iradeye yakın olanlar üst düzey görevlerde istihdam edilmiştir. AKP 2002–2006 Tarihlerinde 4316 kişiyi üçlü kararname ve Bakanlar Kurulu Kararı ile atayarak ilk iktidar döneminde kadrolaşmasını büyük oranda tamamlamıştır. Belirtilen dönemde;
26 müsteşar
112 Müsteşar Yardımcısı
243 Genel Müdür
480 Genel Müdür Yardımcısı
1175 Daire Başkanı
1299 il müdürü atanarak günde ortalama üç bürokrat atanmıştır.

Bu atamaların tamamı incelendiğinde; üst düzey devlet görevlilerinin %95’i görevden alınmış ya da yerleri değiştirilmiştir. Yıllarca devlete hizmet etmiş emeklilik hakkı kazanmış kamu görevlileri iradeleri dışında emekli olmaya zorlanmakta, bu konuda direnç gösterenler ise; aileleri ve çocuklarından uzak yerlere atanmaktadırlar.

Yargıtay’da sıra bekleyen 1 milyon 600 bin dosyanın yaklaşık 400 bini hakkını arayan kamu çalışanı vardır. İdari davalara bakan Danıştay’da bekleyen 343 bin 532 dosyanın büyük çoğunluğu haksızlığa uğrayan memurlarla ilgilidir.

Neler oluyor farkında mısınız?

Hala sessiz kalmakta ısrarlı mısınız?

Selamlar

http://www.kamusen.org.tr/haberler/sendikalarimizdan-haberler/2984-turk-buro-sen-kamuda-yasanan-insan-haklari-ihlallerini-rapor-haline-getirdi-

http://www.gazeteport.com.tr/GUNCEL/NEWS/GP_802679

21 Aralık 2010 Salı

Bir Zamanlar Bir Üniversite Varmış...

Bundan çok değil, 2 sene evvel çeşitli düzeylerde 5139 öğretim elemanına, 6292 idari personele, 60027 ön lisans/lisans/lisansüstü öğrenciye sahip olarak, ülkesinin en büyük devlet üniversitesi olan bir üniversite vardı. Üniversitenin bütçesi yaklaşık 850 milyon MÜP’dü (Masal Ülkesi Parası). Böylesine büyük insani ve ekonomik kaynaklarla hareket eden bu üniversite, gel zaman git zaman tüccar zihniyetli, gözü ülkesini peşkeş çekerek kendi küplerini doldurmakta olan AK Haramilerin iştahını kabartmaktaydı. Ne yapalım, ne edelim diye düşünen AK Haramiler, bütünüyle özelleştirmenin mümkün olmadığı üniversitede, ilk olarak yemekhanenin özelleştirilmesine karar verdiler. Bunu duyan işçiler-akademisyenler-öğrenciler şehir meydanında toplanarak güçlü bir yemekhane boykotu örgütlediler ancak özelleştirmeyi engelleyemediler. Özelleştirme sonucunda birçok işçi işini kaybetti ya da üniversitenin farklı birimlerine gönderildi.

Sonra bu üniversiteyi yönetecek "işinin ehli" biri aranmaya başladı, tabi ki AK Haramilere yakın birisi olmalıydı. Uygun aday belirlendi, planlı programlı, seçim dışı kontenjanlardan yerine yerleştirildi ve görevine besmeleyle başladı. İlk temizliğin zamanı gelmişti, bazı öğrenciler uzaklaştırma alıp üniversiteye bile giremiyorken, yandaş öğrenciler sadece kınama cezası ile kurtuluyorlardı. Korkutma politikasından sonra sıra sıradanlaştırma politikasındaydı. İkinci büyük adım Öğrenci Kültür Merkezi'nin (ÖKM) kapatılması oldu. Altmış binin üzerinde öğrencisi olan üniversitenin yegane nefes alma kaynağı olan müzik, sinema, tiyatro, fotograf, resim vd. alanlarda faaliyet gösteren ÖKM’ye bağlı kulüplerin kapatılması, okulun kültürel-sanatsal faaliyetlerinin bütünüyle durmasına yol açtı. Öğrenci kulüpleri yönergesiyle kulüplerin yeniden açılması inanılmaz boyutta bürokratik işlemlere bağlandı ve disiplin cezası almış öğrencilerin kulüp üyesi olmasının önüne geçildi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi ÖKM’nin 1992’den beri kullandığı binası Uzaktan Eğitim Merkezi’ne devredildi. Böylece öğrencilerin sosyalleştikleri, çeşitli alanlarda kendilerini geliştirdikleri tek mekan tamamen devre dışı bırakıldı (Neden şaşırdınız? Sanat insanı özgür kılmaz mı? Engellenmesi lazım!!!)

Son adım olan özelleştirmelerin tamamlanması için altyapı hazırlıkları hızlandırıldı. Artık üniversitenin her yeri "yap-işlet-devret" modeline geçecek, otoparklar paralı olacak, üniversitelerin çeşitli alanlarına sponsorlar bulunacaktı. Bu adımlar tamamlandıktan sonra ise aynı düşünce tarzıyla yetişmiş üniversite mezunu yeni nesillerimiz ile her geçen gün daha AK günlere kavuşacaktı.

Masalın aslını okumak isterseniz :
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/akp-istanbul-universitesini-donustururken-haberi-37109  

Selamlar